24 Aralık 2013 Salı

#13


Yılın sonlarına yaklaştığımız bu günlerde, yine bir takım koşturmacalar ve stresler içerisindeyim. Çünkü benim için yıl sonu demek, yumurtanın kapıya dayanma zamanı demek. Aylar öncesi verilen projeler ellerimden öpüyor şu sıralar.  Gönül isterdi ki yeniyıla elimde casio hesap makinemle girmeyeyim ama bu sene de dizi çıkmış pijamalarıma talimim arkadaşlar. Hoş, hiç bir zaman yeniyıl ruhunu yaşayan ve yaşatan bir insan olamadım, ama bir iki dostu eve çağırıp çay ve mandalina eşliğinde müzik dinlemek gibi basit bir eğlence anlayışına sahip bir insana neden bunlar çok görülüyor?


21 Aralık 2013 Cumartesi

yine mim




Bu sefer de, dövmesine hayran olduğum sevimli Bayansilvia beni mimlemiş pek bi sevindim kendi çapımda. Kendisine teşekkür ediyor ve sorulara geçiyorum. 

1. Hayatında seni deliler gibi mutlu olmana sebep olan bir an var mı ?

Çok çok sevdiğim bir yakınım kaza geçirdi diye haber aldım. Öldü de bana söylemiyorlar diye 6 saatlik yol bana 60 saat gibi geldi. Hastane kapısına kadar ortalığı birbirine kattım itiraf edin diye. Yoğun bakımda da olsa hayatta olduğunu görünce o anda dünyanın en mutlu insanı bendim sanırım. Evet şimdi sapasağlam ayakta.


2. Şimdi oralarda olmak vardı dediğin bir yer? Bir mekan? Bir şehir?

Ya şuan Bursada teyzemin sarmaşıklı terasında olmak istedim.


3. Bugünlerde en çok dinlediğin şarkı?

Amy Winehouse-Valerie bir de Songs Ohia-Captain Badass


4. Giymekten keyif aldığın ayakkabı hangisi, ne tür? Peki ayakkabı numaran kaç?


Kimsenin hazetmediği, çok çirkin ama benim çok sevdiğim 39 numara maskülen pabuçlarım. En çok bunu seviyorum. Siz de bu görsel şölenden nasibinizi alın diye fotoğraf da kırptım. Bir de indirimden kaptığım botlar var, bu aralar kendisiyle pek mesuduz. 

5. Bana giyim tarzını anlatır mısın? 


2-3 beden büyük kazaklar, hırkalar. Altına da dar pantolon. Yazınsa yine bol tişörtler, gömlekler. Ama kesinlikle bedene yapışan üste hayır.


6.Uğurlu bir eşyan var mı?


Ben saat takamam hiç ama 12 senedir onsuz dışarı çıkmadığım bir ip var bileğimde uğur olarak addettiğim. Kaybolunca oradan tanıyorlar beni.


7. Tahammül bile edemediğin yemek ya da lezzet?


Tahammül edemediğim bir yemek yok. Kereviz ve yeşil zeytin hiç tatmadım daha. Belki yersem severim bilemiyorum.


8. En çok sevdiğin film sahnesi?


  Benimki nostaljik bir cevap olacak fekat       gerçekten de bu.













9. Şiir, öyle vs. içinde geçen en sevdiğin kitap cümlesi


"İnsanın kanını tükettiği gibi ben de gözyaşımı tüketiyorum. Gözyaşı, kanın negatif baskısıdır. Sonuçta aynı şeydir. Sözcüklerin, bedenin akması sıvılaşmasıdır. Kabuk tutmayan yaraların sıvılaşmasıdır. Tabi eğer insanın kökleri kurumuyorsa." Aşk ve Acı-Frida Kahlo / Rauda Jamis


10. Türkçe dışında hangi dile ilgi duyuyorsun ya da hangisini konuşmak isterdin?

İspanyolca


11. Gözlük ya da lens kullanıyor musun?

Kullanmıyorum ama her kullanmayan gibi gözlük kullanmak isterdim.


12. Alışverişini yapmaktan en çok hoşlandığın şey nedir? 

Deterjan, kırtasiye


13.İnternet hiç yokken hayatımda ....... vardı.

İnternet yokken hayatımda daha fazla kitap vardı.


14. Şans mı? Tesadüf mü? Kader mi? 

Tam bir kaderciyim. "herşey olacağına varır" cümlesini kurar, içimde oturan öküzden kurtulurum az da olsa.


15.-Ekşi mi? Tatlı mı? Acı mı? Sade mi? Şuanki hayatını tamlayacak en yakın lezzet hangisi?

Ekşili tatlı


16. İkinci bir şansın olsaydı kim olarak dünyaya gelmek isterdin ?

Ay hiç aklıma gelmedi bu. Ama kesinlikle müzikal yeteneği olan biri olayım isterdim.


17. Başka bir mesleği seçecek olsaydın bu ne olurdu?

Psikolog olmak isterdim ya da tercüman. Mesleğe başlamadan emekli olmak isteyen biri için oldukça zor bi soruydu.


18.Bir gün mutlaka bu duyguyu tatmalıyım dediğin bir olay var mı?

Uçaktan paraşütle atlayan çılgınlar var ya, onu kesin denemek istiyorum.


19.Hayatın boyunca en nefret ettiğin insan özelliği?

Bu cevabı fermina'dan çalıyorum, laf sokmak bir de inanılmaz panik olup çevredekileri de paniğe sokmak


20.Rüyaların gerçekliğine inanır mısın ? Rüyalarını dikkate alır, hatırlar mısın ?


İnanılmaz rüya gören bir insanım. Aşırı da dikkate alırım. Birini garip bir şekilde gördüysem rüyamda, ertesi gün sesini mutlaka duymalıyım. Bebek gördüysem, o günün muhteşem geçeceğine inanırım.Böyle de saçma totemlerim vardır.


Bu da bitti. Bu mimi de beni seven herkese gönderiyorum ahaha oldu mu.Yapın yaptırın efendim.



19 Aralık 2013 Perşembe

Antony and The Johnsons | Hope There's Someone




Ya ne uzun zaman olmuş dinlemeyeli. Hiç değişmemiş ama, hep aynı tat. Bu adamı canlı dinlemezsem gözüm açık gidebilir ki kendisi benim en buhranlı en depresif anımda elimin gittiği kişilerden biri. "Söylesene Antony, hayat niye bu kadar acımasız" derim, o da başlar "hope there's someone" diye şarkısını icra etmeye. Uzun uzun bahsetmek isterdim Antonyciğimden ama biran önce alnımı soğuk mermere dayamak istiyorum.

Buraya çok güzel best of antony listesi konduracaktım gelin görün ki zalım grooveshark şuan açılmıyor bende. O yüzden tek tek ellerimlen yazacağım, not edin. Kiss my name, Crazy in love, Fistful of love, Hitler in my heart ve son olarak da Cocorosie'yle beraber söylediği Beautiful Boyz. Dinleyin dinlettirin efendim.




17 Aralık 2013 Salı

mim




Tabi ki ben de anket defteri doldurmayı çok severdim. O yüzden bu mim olayı hoşuma gitti. Tatlı mı tatlı Mia Wallace ve blogunun sıkı takipçisi olduğum Zihin'e mimleri için teşekkür ediyor akabinde sorulara geçiyoruz efendim.

1. En sevdiğin renk?

Genel anlamda toprak tonları. Giyim kuşam dekorasyon hep bu renklerde olsun isterim.


2. En sevdiğin çiçek?

Saksı gülü. böyle minik minik oluyorlar genelde. Pencere önüne bu denli yakışan başka çiçek yok arkadaşlar. Öğrenci evimin, babanne ruhumu yansıtan en iddialı parçaları saksı gülleridir.


3. En sevdiğin yemek / sebze / içecek?

En sevdiğim yemek zeytinyağlı barbunya. Sebze, patates ve semiz otu . İçecekse gün içinde galon galon tükettiğim çay tabiki.


4. En sevdiğin yerli  / yabancı şarkı?

Allahım en zor soru. Blogumun konsepti itibariyle tabiki de tek cevapla yetinmeyeceğim. Başlıyorum. İlk aklıma düşeni The man who sold the world. Sin Palabras'a aşık olabilirim. Warning sign'ın yeri başkadır. Walk on the wild side'ı söylemezsem tarih asla affetmez. Enjoy the ride bi kere blogumun adı. Türkçe şarkılardaysa, Gül kurusu sanırım ya, çok severim.


5. En sevdiğin komedyen?

Bu soruya hemşehri kontenjanından Ata Demirer demek istiyorum. 


6. En sevdiğin kız / erkek ismi?

Erkek ismi barış. İtiraf ediyorum ki adı barış olanlara zaafım var. Kızsa da elif çok güzel bir isim. 


7. En sevdiğin kitap?


Çocukken "Bir Çift Yürek"i okumuştum ve uzun bir süre etkisinden çıkamadım. O gün bugündür bu soruya hep bu yanıtı verdim. Onun dışında Martı'yı çok severim.


8. En sevdiğin yerli / yabancı oyuncu?

Jason Statham demek istiyorum. Tabiki de sadece karizmasından ötürü değil arkadaşlar. Scarlett Johanssonu da çok güzel buluyorum yeri gelmişken belirteyim de burada.
Binnur Kaya da bu aralar en sevdiğim yerli oyuncu.


9. En sevdiğin yerli / yabancı film?

Big Fish. Çok seviyorum bu filmi. My Sister's Keeper'da da çok ağlamıştım ama yine de Big Fish diyorum evet.


10. En sevdiğin yerli / yabancı dizi?

Ya tabiki de Friends. İzleyenlerin ortak problemi bittiğinde uzun bir süre başka bir diziye bağlanamamak. Yerli dizide de ilk aklıma gelen Asmalı Konak oldu. Sonra da İkinci Bahar. Bir de bu aralar Aramızda Kalsın'ı izliyorum ve Binnur Kaya'ya ağlayarak gülüyorum.


11. En sevdiğin yerli / yabancı şehir?

İstanbul. Yurtdışı olarak da Zürih demek istiyorum. Ben başka yere gidene kadar en iyisi bu.


12. En sevdiğin gazete / gazeteci?

Uzun süredir gazete okumuyorum, dolayısıyla pas hakkımı kullanıyorum.


13. En sevdiğin mevsim / gün / ay?

İnsanlar doğduğu ayı sever derler ki doğru bir tespit. Ben de aralıkçıyımdır. 


14. En sevdiğin kıyafet / kıyafet tamamlayıcısı / takı?

Bu aralar 3 beden büyük kazak ve hırkalara sarmış durumdayım. Kulağımda küpelerim, burnumda hızmam olmazsa olmaz . Kolumda çanta olmadan sokakta yürüyemem.

1
5. En sevdiğin makyaj malzemesi / bakım ürünü?

Dudak rengi ruj. Bu soğuklarda evde unutunca ağladığım hindistan cevizli el kremi.


16. En sevdiğin çizgi karakter?

ya hiç aklıma gelmedi. Jetgilleri çok severdim o olsun hadi.

17. En sevdiğin anı?

Dedemin bakkalında geçirdiğim çocukluk anılarımın hepsini çok seviyorum. Ama en çok da mahallenin en janti çocukları olarak abimle tezgah altında gazoz içmelerimizi özlüyorum. Bir de yüzümü inek yaladı diye oturup 1 hafta ağlamam var ki en trajik anın nedir diye bir soru olsaydı onu yazardım.


18. En sevdiğin özelliğin?

Çok güzel empati yaparım.


19. En sevdiğin his?

Uykusuzluktan ölmek üzereyken başın yastıkla kavuştuğu andaki o his var ya o his.


20. En sevdiğin canlı?

köpek

Zor bir mimdi itiraf ediyorum. Biraz daha buralarda kalırsam cevapları değiştirmeye başlayacağım o yüzden elifi, Panik Butonu'nu, morfea'yı bir de Verba Volant'ı mimliyorum ve geleneği bozmadan listeyi şuracığa iliştirip kaçıyorum.


15 Aralık 2013 Pazar

ne dinledik #2



Ya bu liste de çok güzel oldu. Döndürüp döndürüp dinliyorum gerçekten. Listenin en çok dinleneni aynı zamanda bu blogun en çok dinleneni olmuş. O da Baba Zula'dan Bir sana bir de bana. Şarkının gizli hayranı kimse çıksın ortaya arkadaşlar zira en az dinlenen isim David Bowie olmuş bu sıralamada. Bence ayıp. 

Ayrıca sanırım 2 saat önce 24 oldum ya da 23. O konuda kafam karışık. Young adulttan adulta geçiş yaptığım şu saatlerde efkarıma ortak olmak isterseniz listeyi dinlemeye buyrun efendim. 

edit: soon we'll be found hala çok güzel değil mi ya


13 Aralık 2013 Cuma

Flunk | Cigarette Burns




İlk kez Ankara'nın -10unu yaşayan masum köylü annem evine yurduna geri döndü, ben de aniden bastıran yalnızlık hissiyatını bertaraf etmek için buraya koştum. Tarçınlı sütler hazırsa başlıyoruz.

Gün geçmiyor ki, bir iskandinav çıkıp şahane müzik yapmasın. Hikmeti suyundan mı bilmem ama, müziği, şarkıyı türküyü bu kadar sevip konu icraata gelince blok flüt çalmaktan öteye gidemeyen karga sesli biri olarak tası tarağı toplayıp İzlanda'ya göçeceğim sonunda. Sevmediğim birileri var mı aralarında diye düşündüm, yok. Neyse, Flunk 2000 yılında Norveç'te kurulan bir grup. Trip hop türünün en iyi örneklerinden biri bence. Blue Monday coverıyla gündeme gelmişler ve sonrasında kendileri 8 başarılı albüme imza atmışlar. Aralarında şüphesiz en iyisi Morning Star, ama 2013 yılında çıkardıkları Lost Causes adlı albüm de şahane şarkılar barındırıyor. Benim kendileriyle ilk tanışmam 2011 yılında verdikleri bir konser sayesinde oldu. Arkadaş hatrına, gitmek için söz verilen bir konser ve bir gün öncesinde kimmiş bunlar deyip bütün şarkılarını dinlemem sonrası, büyük bir Flunk hayranı olup çıktım oradan. Solisti Anja, tam bir sevimlilik abidesi ve cidden çok hoş bir kadın. En sevdiğim şarkılarından biri Cigarette Burns ama dinlemenizi istediğim şarkıları da dayanamadım listeledim yine alta.






12 Aralık 2013 Perşembe

#12




Daima son gün totemine inanan biri olarak, bu gece benim için uzun olacak arkadaşlar. Listeyi de şöyle koyuyorum, gecenin keyfini çıkarın benim yerime diye. 


6 Aralık 2013 Cuma

ne dinledik #1




Bugün, blogun geçmişini indim biraz. Tek tek hepsinin tozunu aldım, çok iyi geldi. Ne güzel şarkılar dinlemişiz arkadaşlar biz öyle. Gerçi o zaman kendim paylaşıp kendim dinliyordum ama zamanla şarkılara iştirak edenler olarak çoğaldık burada. Dinlemeyen varsa dinlesin diye de birazını sıraladım.

   


İlk kombonun en çok dinleneni Sia'dan Lentil. 53 kere dinlenmiş kendisi. En az dinlenen ise Smashing Pumpkins, Disarm. 3 kere dinlenmiş, onları da sanırım ben dinledim. Bir sonraki listenin istastiği biraz daha enteresan gelişmiş, o yüzden buna hiç şaşırmadım. Neyse, uyumaya niyeti olmayanlar, listeye buyursun efendim.


30 Kasım 2013 Cumartesi

#11 | Ezginin Günlüğü




Bir arkadaşım vardı, haftanın belirli geceleri oturup Ezginin Günlüğüyle çayın dibine vururduk. Mezun oldu, eşyalarını beraber koliledik, bendeki bardağını kendisine iade etmek istedim, kalsın yolda kırılır dedi. Köpekler gibi özledim onu. Annemin delirdiğimi düşünmesi ihtimali olmasa bardağa bakıp bakıp ağlarım şuan. Neyse artık o gidince.

Çılgınlar gibi Ezginin Günlüğü dinleyesim var. Eşlik etmek isterseniz diye listeyi de iliştiriyorum buraya.



27 Kasım 2013 Çarşamba

honeyhoney




İyileşmeyi, tahriş olan burun kenarlarının eski haline geri dönmesi olarak addeden helloradio, evine geri döndü. Peçete rulolarından arındım, mutluyum. Annem geldi bir de. Hem de mahrumiyet bölgesinde yaşıyormuşum gibi bavuluna tıkıştırdığı kitaplar ve bilumum anne eli değmiş gıdalar eşliğinde. Balkonda biriken, üzerinde pıt pıt gezdiğim ama yağmurdan mütevellit hamur kıvamına dönen yaprak yığınını görünce pek hoşbulmadı kendisi belki ama bir iki sevgi gösterisine hemen tav oldu yine. Şaşırtıcı bittabi ama Ankara'nın bu yağmurlu ve kasvetli havası bana iyi geliyor sanırım. 

Bizde durumlar böyleyken, uzun zamandır dinlemediğim ama son bir kaç gündür listelerimden eksik etmediğim bir grup var şimdi. Suzanne Sante ve Ben Jaffe'den oluşan Amerikalı HoneyHoney 2008de ilk albümleri First Rodeo'yu çıkarmışlar. Albümün en bilinen şarkısı Little Toy Gun.  Yemekteyiz diye bir yarışma vardı bir zamanlar. Onun ilk bölümlerinde "Little Toy Gun" şarkısını fon müziği olarak duymuş, koşar adım sözlerini internette aratıp akabindeki üç ay sürekli onları dinlemiştim. Bu da böyle bir anımdır. Neyse, hangi şarkı olsun karar veremedim ve liste oluşturdum ben de. Esen kalın.

18 Kasım 2013 Pazartesi

Sarah Blasko | All I Want




Gelsin diye heyecanla beklediğimiz ve nihayet vuslata erdiğimiz Ankara ayazından herkese iyi akşamlar. Daha on gün önce, hasta olmuyorum ben artık ya diye ortalarda dolanırken, bünyemde oluşan bir big bang sonrası, bitki çayları, ilaçlar, peçete rulosu ve ben mutualist bir yaşam sürmeye başladık. Cidden uzun bir süredir böylesine şiddetli bir grip geçirmemiştim. Sanırım hasta olmanın nasıl bir şey olduğunu unutmuş olacağım ki, inanılmaz alın ağrısı, foşur foşur burun ve göz akıntısı, alev gibi yanmama rağmen ölümüne titreme nöbetleri eşliğinde, neymiş, başka bir şehire gezmeye gidecekmişim. Gezginci ruhumuz bitmeden akıllanacağımı sanmıyorum ama sanırım bundan sonra bünyemdeki garip reaksiyonlara biraz kulak vermeliyim. Neyse, size ben, Sarah Blasko'dan bahsetmiş miydim?

Yine Avustralya, yine güzel ses, yine güzel şarkılar. Avustralya'nın bağrından kopup gelmiş, kilisede şarkı söylerek bu işe adımını atmış, çekirdekten yetişme bu kızımızın bildiğim kadarıyla 4 tane albümü var.  Sara Lov da olduğu gibi, yine benim kendi sesimi "bu ses mi acaba" diye sorgulamama sebep olan, çok hoş bir sese sahip. Sesinden ben kendisine 20 yaşı layık gördüm ama kendisi 37 yaşındaymış. İnsan gerçekten hayret ediyor.




11 Kasım 2013 Pazartesi

#8

Kaşla göz arasında kasımı da yarılamışız. Zaman dört nala koşmayı bıraksa güzel olacak. Neyse bu da balkon mevsiminin geçtiğini donarak tecrübe ettikten hemen sonra hazırladığım liste.


8 Kasım 2013 Cuma

Willy Mason | Oxygen




Herşey tatlı bir arkadaşımın "al, sen seversin bunu" başlığı altında mail kutumu şenlendirmesiyle başladı. O gün bugündür bu sevimli adamın bir şarkısını dinlemezsem olmazmış gibi geliyor. Özellikle de bu şarkısını. Tam böyle ekrana bakıp tatlı tatlı kafa sallama şarkısı.

Willy Mason, 84 doğumlu, Amerikalı bir şarkıcı. Şuana kadar 3 albüm yapmış sessiz sessiz. Ben de şuan o albümleri irdelemekle meşgulüm. Zira folk dinlemek için harika bir akşam bu akşam.



2 Kasım 2013 Cumartesi

#7



Vaktiniz varsa, Betüş'ün hazırladığı listeyi dinlemek üzere sizi şöyle alalım efendim.

31 Ekim 2013 Perşembe

David Bowie | Valentine's Day




Günlerdir dilimden düşmeyen bu şarkıyı burada paylaşmaya gelmiştim oysaki ama Bowie hakkında Zülâl Kalkandelen'in yazdığı yazıya kayıtsız kalamadım. Onu da şuracığa iliştirip, David'in karizmasına olan aşkımı itiraf ederek buralardan gidiyorum.




30 Ekim 2013 Çarşamba

#6




Bak çayım, sigaram, listem, herşeyim tamam. Karmakarışık #6 huzurlarınızda.




27 Ekim 2013 Pazar

Lou Reed




Bugünün kötü haberi de Lou Reed den geldi. Kendisi de tası tarağı toplayıp gitmiş buralardan. Hem de bir pazar sabahı. 

Ray Manzarek öldüğünde, efsanelerin yukarıda birer birer toplandığını söylemiştim. Artık orası daha da güçlü. Biz de burada walk on the wild side eşliğinde yürümeye devam ederiz.



26 Ekim 2013 Cumartesi

Amy Winehouse | Back to Black




Babası Mitch Winehouse'un yazdığı, "Kızım Amy" adlı kitabı az önce bitirdim. Şuan öyle garibim ki ilerleyen satırlarda saçmalamam çok olası, baştan uyarmak isterim.

Kardeşim ve annemin Amy Winehouse hayranı olmasından mütevellit, bende de zoraki bir Amy Winehouse dinleme olayı var. Zoraki dediğime bakmayın severim dinlemeyi, hatta youtubetan canlı performanslarını açıp izler, kendi kendime sahneye ne kadar yakıştığından -tabiki ayık olduğunda- dem vururum.




Kitabı bitirdiğimde düşündüğüm tek şey, evet sahnede oldukça karizmatik, 5 Grammy ödülüne sahip, neredeyse tüm dünya ki annem buna dahil şarkılarını ezbere biliyor olmasına rağmen herşeyden öte babasının tek bir kılına zarar gelmesini istemediği biricik kızı. Öyle bir dille yazmış ki, kızına olan sevgisi etten kemikten birşeymiş gibi aşikar. Amy'nin şarkıcı kişiliğinden çok insan olması ön planda bu kitapta. Tüm zayıflığı, acizliği, aşkı, sevgisi, dediğim gibi insana has özellikleriyle tanıyorsunuz Amy'i. 





Mesela yukarıdaki benim en çok sevdiğim performanslarından biri. 2008 Grammy performansı. Kitabı okumadan önce kaç kez izledim bilmiyorum. Bakınca işte bildiğin Amy. Asi duruşu, güçlü ve kendinden emin görünümü; sanıyorsun ki bir el çırpsa dünya önüne serilecek, öyle bi durum var. Ama o gün sahnede, 6 aydır en karanlık dönemini yaşayan, uyuşturucu bağımlılığından bir türlü kurtulamayan, şarkının ortasında "My Blake!" diye bağıracak kadar, kendisine her yönden zarar veren adama fütursuzca saplantılı olan, sırf bağımlılığı nedeniyle Amerika vizesi alamayıp, 5 Grammy kazandığı geceye ancak canlı yayınla bağlanıp performans sergileyen, bütünüyle hayal kırıklığına bulanmış bir Amy varmış.  Oldukça rahat bir kafaya sahip olmasına rağmen, birine saplantılı kalmanın ne demek olduğunu ben de iyi bilirim. Şarkı yazma kabiliyetim olsaydı eğer, benim yazdıklarım da Back to Black ya da You Know I'm no Good tan çok da farklı olmazdı. Ama tüm kariyerini tüm hayatını bir adam yüzünden mahvetmesini hiç anlayamıyorum. Komşu kızından bahseder gibi yazmaya başladığıma göre sanırım artık noktalayabilirim bu yazıyı. Umarım bari o tarafta huzurludur Amy.


23 Ekim 2013 Çarşamba

#4




Anca vakit bulup, gecenin bu saatinde temizliğe girişen benim gibi akıl yoksunu varsa diye  listemi paylaşıyorum.



22 Ekim 2013 Salı

Devics | Alone With You





Önceki yazıları bi inceledim de, şarkı paylaşımı dışında sadece dertli olduğum vakitlerde kendi hakkımda birşeyler karalamışım. Ben bile kendimi karamsar, göbek adı depresyon olan, elinden devasa dondurma kutusunu eksik etmeyen biri gibi hayal ettim. Yine buraya dert yanmaya gelmiştim oysaki, ama bu durumu farkedince vazgeçtim. Neyse hatırlatın da başıma güzel birşey gelirse ilk iş koşup burada anlatmak olsun bari.

Devics de böyle tatlı tatlı şarkıları söyleyip, adamı çaktırmadan bunalıma sokan sevimli bir grubumuz arkadaşlar. 93 yılında Amerika'dan çıkmışlar. Sara Lov ve Dustin O'halloran grubun asları. Sara Lov, canım benim. Benim için güzel sesin tanımı, Sara Lov sesidir. Melankolik şarkılar söylese de huzur verir, huzur verse de bir bakmışsın dertler derya olmuş sen de bir sandal. 4 yaşındayken babası tarafından İsrail'e kaçırılmış, orada kanun kaçaklarıyla birlikte yaşamış, böyle de değişik bir hayat hikayesi var bu hanım kızımızın. Oradan bir şekilde dönmüş Amerika'ya ve yapabileceği en güzel şeyi yaparak, Dustin'le müzikal zekasını birleştimiş. Grubun albüm kapaklarına da ayrıca mest oluyorum, bunu da yeri gelmişken belirtmek isterim dostlar.


Hep derim, sesim güzel olsa, fütursuzca mikrofonu elime alıp söyleyeceğim ilk şarkı There is a light that never goes out tur. Bir de baktım ne göreyim, sevgili Sara çoktan söylemiş, onu da şöyle paylaşalım o zaman.





13 Ekim 2013 Pazar

#3




Anlatacak çok şey, paylaşılacak tonlarca şarkı olmasına rağmen buraları başıboş bırakmam olacak iş değil biliyorum. Sevgili Betüş, herkesin bayram için yola çıktığını, silkelenip kendime gelmemi hatırlatınca, şuan dinlediğim müzik listemi sizle paylaşmak boynumun borcudur efendim. Daha sonra zaten buralar hep depresyon olacak, bunalımlardan bunalımlara sürükleneceğiz hep beraber, benden demesi:)

Bayram için yola çıkacaklar; buyurunuz efendim.